GAZİ VE HASRETLER İÇİNDE BİR ANNE; ZÜBEYDE HANIM…
GAZİ VE HASRETLER İÇİNDE BİR ANNE; ZÜBEYDE HANIM…
Anneler Günü’nde, hep aklıma Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde annemizi mezarı başında ziyaretini hatırlarım. Hayatını milletine vakfetmiş insanların ateşten bir gömlek giyerek, karış karış Türk toprağını savunmak için ölümle kol kola gezerken yaşadıkları insanın kalbine dokunuyor, elde değil! Öyle hüzünlü hikayeler var ki içleri param parça eder. Zübeyde annemiz ve kızı Makbule ile birlikte Selanik’in işgalinden sonra İstanbul’a doğru türlü zorluklarla göç etmek zorunda kalırlar. Sonrasında ise Şişli’de bugün bulunan eve yerleştirilirler. Zübeyde anne yıllardır oğlunun özlemiyle yollarını gözlüyordu. Savaştan savaşa koşan oğlu Mustafa ne haldeydi? Büyük bir insan olacağını rüyasında görmüştü ancak (rivayet edilir) çocuğuna hasret kalmıştı.
Nitekim Anadolu’nun geneli yıllardır bu haldedir. Herkes ailesine, sevdiğine hasrettir.
Mustafa Kemal’in Birinci Dünya Savaşı bitince İstanbul’a dönüşü sonrasında Şişlideki ve Makbule Hanım’ın Beşiktaş’taki evine sürekli baskınlar yapılıyordu. Zübeyde Hanım o yıllarda da tam olarak sağlıklı değildi. Fakat baskınlar ve oğlunun başına gelen şeyler onu daha kötü bir duruma sürüklemişti. Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya geçmeden önce son akşam yemeğini 15/16 Mayıs 1919’da Şişli’deki evde, annesinin odasında, annesi ve kız kardeşi ile beraber yedi. O akşam son defa biraz da eski günleri yaşamak istediler. Makbule Hanım, tıpkı eskiden Selanik’te olduğu gibi bir yer sofrası hazırladı. Yere serilen sofra bezinin ortasına yemekler bir bakır sini içinde konuldu. Bu sininin etrafına üçü de bağdaş kurup oturdular. Mustafa Kemal kendi özel hayatını yaşadığı gecelerde olduğu gibi gene entarisini giymişti. Annesinin arkasına yastıklarla, minderlerle beslediler. Bu yemekte Zübeyde Hanım, oğluyla İstanbul’da son baş başa gecesini geçirdi. Ertesi gün Mustafa Kemal Paşa Bandırma Vapuru’yla Samsun’a doğru yola çıktı. O günden sonra Zübeyde Hanım için, hem kederli, hem ümitli, fakat çok mihnetli ve yıpratıcı günler başladı. Akaretler’deki evin üstünde hem İstanbul Hükümeti’nin hem yabancı işgalcilerin, bir dakika fasıla vermeyen karanlık baskısı durmadan arttı. En kötüsü ise bir gün oğlu Mustafa’nın ölüm haberini almasıydı. Zübeyde Hanım’ı oğlu Mustafa’nın 1905 yılında zindanda yaşamış olduklarından (muhtemelen işkenceden) sonra, onu en çok yaralayan haber bu olmuştur. Bu haber ile kısmi bir felç geçirmiştir.
İstanbul’da geçirdikleri kötü yıllardan sonra Atatürk annesini Ankara’ya aldırmaya karar verdi. Artık Ankara’da yaşıyorlardı. Zübeyde Hanımla kızı 18 Haziran 1922’de İzmit’e geldiler. Zübeyde ile oğlu üç yıl ayrılıktan sonra İzmit’te kavuştular. Zübeyde Hanım Çankaya’ya, bağ evine yerleştirildi. Ondan sonra şu bir kaide oldu ki, her sabah Gazi uyanıp, temizlenip en ince ayrıntısına kadar hazırlandıktan sonra annesine haber gönderir, onu ziyaret için odasına gelir, annesinin elini öper, duasını alırdı. Bir süre annesiyle beraber kalırdı. İşte Zübeyde Hanım’ın bir gün ve heyecanlı bir anında, içinden gelen bir duygu hamlesi ile oğlunun eline sarılması, onun elini öpmesi bu sabah ziyaretlerinden birisi sırasında olmuştur. Mustafa Kemal şaşırır:
-“ Ne yapıyorsunuz anne.” diyerek elini çekmek ister. Fakat Zübeyde Hanım’ın cevabı çok manidardır.
-“ Ben senin ananım. Sen benim elimi öpmekle bana karşı olan vazifeni yapıyorsun. Fakat, sen vatanını ve milletini kurtaran bir devlet reisisin. Ben de bu milletin bir ferdiyim ve onun tebaasıyım. Elini öpebilirim…”.
(Şevket Süreyya Aydemir, bu konuşmaların Büyük Taarruz zaferinden sonra olduğu bilgisini vermiştir.)
Zaferden sonra Zübeyde Hanım Uşaklıgiller ailesinin yanına İzmir’e yerleştirilir. Orada Latife Uşaklıgil tarafından vefatına kadar iyi bir yaşam sürmüştür. Ancak Gazi, annesinin son nefesine yetişememiştir. Zübeyde Hanım 14 Ocak 1923’te İzmir Karşıyaka’da , sonu mutluluklar içinde biten hayata bu şekilde gözlerini yumdu.
27 Ocak 1923 tarihinde Gazi annesinin mezarının başındadır. Annesinin mezarı başında Gazi’nin çevresini İzmirli bir halk kalabalığı sarmıştı, onu dinliyorlardı:
- “ Ölüm yaradılışın tabii bir kanunudur. Fakat bazen ne hazin görünüşler arzeder. Burada yatan validem, cebrin, zulmün, bütün milleti felaket uçurumuna götüren bir keyfi idarenin kurbanı olmuştur. Onu pek yakın zamanda İstanbul’dan kurtarabildim. Fakat o zaman o, maddeten artık ölmüştü. Validemin ruhuna ve bütün ecdat ruhuna müteahhit olduğum (üzerime yüklediğim) vicdan yeminini tekrar edeyim :Validemin mezarı başında ve Allah’ın huzurunda aht ve peyman (yemin) ediyorum, bu kadar kan dökerek, milletin elde ettiği hakimiyetin muhafazası ve müdafaası için, icap ederse validemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Hakimiyet-i milliye uğrunda canımı vermek, benim için ve namus borcu olsun…”
27 Ocak’ta Gazi’nin annesinin mezarını ziyareti, onun hayatındaki en hüzün dolu anıdır. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü dünyaya getiren annemiz Zübeyde Hanım’ın ve insanı insan yapan tüm annelerimizin Anneler Günü kutlu olsun.
Kaynakça
Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam (I-III)
Şerafettin Turan, Atatürk