Robotik harp müşterek ihtisas birliğine ihtiyacı var

Dr. Can Kasapoğlu, Cumhuriyet'in 100. yılında Türkiye'nin insansız sistemler kapasitesinin geldiği noktayı ve gelecek projeksiyonlarını AA Analiz için kaleme aldı.

***

Makalenin özünü hemen başında okurlar ile paylaşmakta yarar var. Türkiye’nin insansız sistemler kapasitesi son 10 yılda, savunma teknolojileri, son kullanıcı profili ve ihracat portföyü bakımından ciddi bir sıçrama gösterdi. Gelinen aşamada, hem savunma sanayisi paydaşlarıyla doğru bir bilgi ilişkisi kurulması, hem de ileri düzeyde konseptlerin tatbikat ve gerçek harp koşullarında denenmesi için bir robotik harp ihtisas birliğinin teşkil edilmesi elzem oldu.

Söz konusu ihtisas birliğinin 3 temel niteliği olması gerekiyor. Bunlardan ilki, birliğin Türk savunma eko-sistemi ile çok yakın işbirliği geliştirmesiyken ikincisi, müşterek karaktere sahip olması, yani muharebe kuruluşunun, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin insansız sistemler kullanan tüm paydaşlarından müteşekkil olmasıdır. Üçüncü ve son nitelik ise ilgili ihtisas birliğinin, müttefikler ile NATO tatbikatları kapsamında görevlendirilmeye uygun düzeyde teşkil edilmesidir.

Robotik harp trendleri harekat ortamında daha etkin hale gelecek

Detaylara ve ihtiyaç sahasının tetkikine geçecek olursak, Türkiye’nin hemen kuzeyinde cereyan eden çatışma, insansız sistemlerin harp ve harekat ortamının geleceğinde giderek daha çok yer tutacağını gösteriyor. Özü itibarıyla her çatışma durumu laboratuvardır ve bu nedenle salt savaşan taraflar için değil, dünyanın tüm savunma sanayisi eko-sistemleri ve silahlı kuvvetleri için dikkatle değerlendirilmesi gereken dersler sunar. Kimi zaman komplo teorilerine konu olsalar da dünyanın önde gelen silahlı kuvvetler teşkilatları, işte tam da söz konusu nedenle askeri stratejik ve teknolojik trendleri izlemek için araştırma merkezleri kurarlar. Yine aynı nedenlerle düşünce kuruluşları, kritik gelişmeleri açık-kaynaklı istihbarat verileriyle analiz ederler. Özetle, başkalarının çatışmalarını ve tehdit ortamlarını iyi değerlendirmezseniz, söz konusu tecrübelerin tehlikeli sonuçlarıyla her an karşı karşıya kalabilirsiniz.

Rusya'nın saldırılarıyla başlayan ve ikinci yılına yaklaşan Ukrayna harp sahasını dikkatle inceleyelim. Robotik harp çözümlerinin geniş bir spektruma yayılarak harp sahasını her geçen gün daha fazla domine ettiğini müşahede edeceğiz. Üstelik burada sadece tek bir segmentten de söz etmiyoruz. Bu makaleyi okuduğunuz an itibarıyla kolayca temin edilebilen döner-kanatlı mini dronlar, tandem harp başlıklı RPG ve tüfekaltı bombaatar mühimmatıyla hedeflerine sistematik olarak taarruz ediyor. Ukrayna Dijital Dönüşüm Bakanlığı, internet ortamında, her hafta vurulan binlerce Rus platformunun milyonlarca dolarlık birim maliyetleri ile onları vuran birkaç bin dolarlık FPV kamikaze dronları paylaşıyor.

Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri, İran tarafından dizayn edilen "Şahid-136/131" kamikaze dronlarıyla Ukrayna şehirlerini hedef alırken, Ukrayna Askeri İstihbaratı da UJ-22 ve Bober gibi insansız sistemlerle Rus derinliğinde hedeflerine taarruz ediyor. Bir yandan da Rus Karadeniz Donanması, sistematik olarak Ukrayna robotik deniz harp platformları tarafından hedef alınıyor.

Yukarıdaki manzumenin bize gösterdiği husus, çatışmada insan unsurunun oyun dışı kalacağı değil aksine, topçudan piyadeye, gemi-savar bataryalarından düşman derinliğine hava taarruzuna kadar, birçok segmentte robotik sistemlerin insan unsuruyla birlikte hareket ettiğidir. Harp sahasının geleceği de muhtemeldir ki söz konusu işbirliği ekseninde şekillenecek.

Türkiye neden müşterek insansız sistemler ihtisas birliğine ihtiyaç duyuyor?

Böyle bir ihtisas birliğine ihtiyaç duyulmasının birkaç farklı nedeni bulunuyor:

Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile birlikte NATO ittifakı içinde, bu düzeyde gelişmiş ve yaygın robotik harp programları olan 2 ülkeden biri. Zira, artık Baykar Kızılelma ve Tusaş Anka-3 gibi stratejik SİHA'lardan Havelsan Çaka ve Meteksan/Ares ULAQ gibi insansız su-altı ve su-üstü deniz harp platformlarına, STM Alpagu ve Kargu serisi gibi konvolüsyonel algoritmaları ve otonomi düzeyleri çok gelişmiş kamikaze çözümlerden Baykar Kemankeş gibi elektro-optik sensörler taşıyan ve diğer insansız sistemlerden bırakılan gezici mühimmata kadar çok geniş bir spektrumu değerlendirmek zorundayız. Elbette, insansız kara araçlarının potansiyeli de giderek yükseliyor.

Sözünü ettiğimiz insansız muharip sistemleri ihtisas birliğinin görev tanımına ve muharip kuruluşunun esaslarına bakacak olursak; ilgili birliğin temel görevi müşterek harekat zemininde insansız sistemler etrafında kurgulanacak konseptin üretilmesi ve denenmesi olacaktır. Dolayısıyla, ilgili birlik karargahının, savunma sanayisi sektörel paydaşları tarafından icra edilen insansız muharip sistemlere ilişkin testlere senaryo ve konsept düzeyinde katkı vermesi beklenmelidir. Yetenek portföyü giderek genişlediği için konsept üretimi kısmı Türkiye için giderek daha önemli bir hal alacaktır.

Daha somut örneklere bakacak olursak, geçtiğimiz haftalarda yapılan bir testte Baykar’ın çözümü olan TB2’nin istihbarat ve hedef tespit verisi sağladığı Aselsan yapımı 8 adet Albatros kamikaze insansız deniz aracı, bir su üstü hedefine taarruz ederek hedef gemiyi batırdı. Söz konusu test Türk savunma sanayisi için bir kilometre taşıydı, zira Anglo-Amerikan askeri literatüründe "cross-domain" olarak nitelendirilen operasyonel kategoride üst düzey savunma teknolojileri içeren bir tecrübeydi.

Türk savunma sanayisi çözümleri, giderek daha komplike senaryoları çalışmaya başlayacak duruma geliyor ve söz konusu senaryoların tek sınırı hayal gücümüzdür. Örneğin, TUSAŞ'ın stratejik SİHA çözümlerinden Aksungur'un faydalı yük konfigürasyonu planlarında, denizaltı savunma harbi için kullanılan "sonobuoy" gibi bir kabiliyete yer verildi. NATO tatbikatları çerçevesinde denizaltı savunma harbi senaryolarında kendisini ispat etmiş Aselsan ve Sefine Tersanesi işbirliğinin ürünü olan Marlin SİDA da dikkat çekiyor. Yakın gelecekte Aksungur SİHA ve Marlin SİDA'nın gerçekleştireceği müşterek denizaltı savunma harbi testlerini görmek mümkün. Şimdi senaryoyu daha da karmaşıklaştıralım ve hedef denizaltının yanında bir de hedef su üstü platformlarından oluşan bir düşman kümelenmesi tahayyül edelim. Aksungur stratejik SİHA ve Marlin SİDA’dan oluşan Türk robotik görev grubuna da Havelsan'ın dalış yapabilen kamikaze SİDA'sı Çaka'yı ekleyelim ve dost denizaltı savunma harbi unsurları hedef denizaltıyı tespit ederken, Çaka kapasitesine de düşman su üstü platformlarına yönelik su altı yaklaşma paternleri izleyen bir sürü taarruzu gerçekleştirmesini emredelim. Konsept senaryosunun üçüncü aşamasında ise Baykar Kızılelma’yı harp yüküyle hedef deniz harp sektörü üzerindeki hava sorumluluk sahasında görevlendirelim. Son olarak konseptin izleyenler açısından muhtemelen en az çekici ancak en kritik ve önemli bölümüne geçelim: Bahse konu tüm yüksek teknolojik sistemlerden gelen veri, algoritmik harp teknikleri kapsamında ve ağ merkezli olarak, bütüncül olarak işlensin.

Konsept geliştirme ve askeri hayal gücü

Yukarıda aktarılan konsept senaryolarını çoğaltmak mümkün. Dediğimiz gibi hayal gücü hem savunma inovasyonunun hem de kurmay zekasının önemli bir veçhesi hatta en güçlü motivasyonudur. Dolayısıyla, sözü edilen ihtisas birliğinin görevleri arasında dünyada insansız sistemler kullanılan çatışmaların izlenmesi, öğrenilen dersler ve askeri mesele değerlendirmelerinin yapılması da önemli bir yer tutacaktır.

Yine de belirtmemiz gerekir ki salt silah sistem testlerine katılacak ve askeri-teorik konsept çalışmaları yapacak bir birlikten söz etmiyoruz. Makaleye konu olan robotik harp ihtisas birliğinin bağlı unsurları, doğrudan muharip görev icra edebilecek kabiliyete sahip olmalılar. Unutmayalım ki hemen tüm silah sistemleri gibi, Türk SİHA çözümlerinin dünyada ön plana çıkmasının ana nedeni, Libya’dan Karabağ’a ve nihayet Rusya-Ukrayna savaşına uzanan gerçek harp koşullarındaki muharip tecrübeleridir.

Son olarak askeri yetenek üretiminde tek girdinin savunma teknolojileri olmadığını vurgulamakta yarar var. Her silah sistemi, doktrin ve harekat tasarısı ile muharip anlam kazanır. Daha gelişmiş teknolojiler ise daha gelişmiş konsept çalışmalarını gerekli kılıyor.

[Dr. Can Kasapoglu Hudson Enstitüsü kıdemli analisti ve EDAM Savunma Programı direktörüdür.]