Ozan Utku ARICAN EFESLİ HERAKLEİTOS'A SELAM OLSUN
Yazı Detayı
23 Kasım 2021 - Salı 04:05 Bu yazı 324 kez okundu
 
EFESLİ HERAKLEİTOS'A SELAM OLSUN
Ozan Utku ARICAN
oznn.utkk@gmail.com
 
 

 

Son günlerde yaşananları düşündükçe kendi kendime “Neden sürekli aynı şeyler yaşanıyor? Bazı şeyler hiç mi değişmez” diye söylenip durdum. Sabah uyanır uyanmaz zaten günlük koşturma içerisinde sürüklenip gidiyoruz, bir şeylere vakit ayırabilmek; farklı işleri aynı gün içerisinde halledebilmek mümkün olmuyor. Hayatın olağan akışında her insanın her şeyi başarabilmesi veya eksiksiz şekilde yerine getirebilmesi isteklerimiz doğrultusunda gerçekleşmiyor. Özellikle toplumsal sistemin önemli yapıtaşlarını dolduran üyelerinin, kapitalizm içerisinde güce, yani paraya sahip olması ekstra bir zaman gediğini olağan akışta edinmelerini sağlıyor. Bu edinim ise hiç hafife alınacak cinsten bir kazanım değil. Tam anlamıyla sistemin içerisinde zaman ve güç, gerekli akılla birleştiğinde kişinin kendi yararına (hatta çevresine) veya topluma pozitif yönde katkılar sağlayabiliyor. Biz bu pozitif yönde artışı kimi zaman eleştiriyoruz, kimi zaman da destekliyoruz. Toplumun yararına olan şeyleri gördüğümüzde elbette yarara ön ayak olmuş, destek olmuş, gerçekleşmesinde pay sahibi olan her kimse bizim için önemli kişiler haline geliyor. Toplumsal desteğin gücünü, yani kitlesel gücü elinde bulunduran güç sahibi kişi ise sistem içerisinde önemli konumlara geliyor. Aslında bizler, kendi içimizden yükselerek kapitalizm içerisinde hatrı sayılır bir seviyeye ulaşmış kişileri (doğamız gereği güç önemli) yönetici koltuğuna oturtmak istiyoruz. Çünkü kapitalizmin ve kökü olan liberalizmin doğasında çıkar ilişkileri yatıyor. İstiyoruz ki bizim de payımıza birşeyler düşsün. Sonuçta koltuğa oturan adamda ne var? Birikim var, bağlantı var, fırsat var, konum var... Hemen onun safında yerimizi alarak, nasıl seviyemizi yükseltirizin hesapları başlıyor ve çölde aranan bedeviler gibi hülyalarımızın peşinde avare oluyoruz.  Aslında insanın doğasına indiğimizde bir kaç temel şeyden bahsedebiliyoruz: Güvenlik, yiyecek ve çiftleşme isteği. Canlılar dünyasının içerisinde bu kadar basit ihtiyaçları olan insanların,  eski insandan günümüz insanına kadar geçen sürede temel ihtiyaçlarında bir değişiklik geçirdiği söylenebilir mi? Bence kesinlikle söylenemez. Ancak bu temel ihtiyaçları ne oranda anladığı, tatmin olduğu, gelişen dünyaya ne kadar adapte olabildiği,  onu hayvanlardan ayıran beyin kapasitesini ne seviyede zorladığı tartışılabilir mi? Kesinlikle tartışılabilir. Aslında bu tartışma meselesi yeni de değil! Toplumlar farklı dönemlerde kendi eksiklerini tamamlayabilmek için sancılı kriz ve değişim dönemlerinden geçti.  Ve bu dönemlerin sonunda dönüşen ve gelişenler ayakta kalarak devam etti. Malum bildiğimiz bir gerçeğin kapısını, her gün tekrar tekrar, yüzyıllardır açıp duruyoruz aslında: “Değişmeyen şey, değişimin kendisidir” gerçeği. İşte nöbetçi paradokslarımızdan biri de bu!. Bazen bu durumdan çıkamıyoruz, bazen çıkıyoruz. Ancak sürekli karışık renkli legolarla oynar gibi, problemlerimizi çözmeye çalışsak da, yeni problemler ve çözüm arayışları arasındaki sonsuz çizgide tarihsel süremizi doldurmakla meşgulüz. Bu süre boyunca elimizde dünya gibi bir oyuncak varken, insana başka oyun sahasına ne hacet derken uzay yeni oyuncağımız oldu. Şimdi onu keşfedip, yeni oyun sahamızda, yeni oyunlar oynamakla meşgulüz. Öyle bir merakla yaklaşıyoruz, heyecanla ufolar, gezegenler, uzayda yaşam, galaksiler derken kendi dünyamızda bir birimizin kuyularına kazmaya, kanını akıtmaya, çözümsüz bir sistemin garip oyuncuları olmaya devam edebiliyoruz. Hakikaten biz ne yapıyoruz acaba? Düşün düşün derken, yine döndüm dolaştım kitaplığımın ortasında kitlenip kalmışken, çevremde yaşananlara takıldım kaldım. Gerçekten, derdimiz neydi? Ne olmalıydı? 

   Bütün mesele yaşamaksa; ağzımızdan hiç düşürmediğimiz o süslü cümleler, giydiğimiz jilet gibi takımlar, simsiyah gıcır gıcır pahalı arabalar, yepyeni elektronik aletler, yumuşacık kumaşlar ise bizim gönlümüzü okşayan şeyler, geriye bir insanlığımız ve bir de maneviyatımız kalıyor. Elde kalan bu olunca, “en azından” diyebilmek kolay mı zor mu? Şimdi normal düşünen ve sistemsel problemlerin insan egosuna ve davranışlarına olan yansımalarını bilmediğimizi varsayıp, beynimizi ve gözlerimizi kapatırsak, insan gerçekten varlık içerisindeyse konfor evresinde olduğundan artık serdengeçti olup, iyi modülde devam edebilir. Bu iyi olan tarafı, ihtimal dahilinde. Ancak kötü olan tarafı şu: Kazanmaya alışmış, sistem içerisinde kazanabilmenin türlü dalavereli yolları denemiş veya denemeden elde edemeyeceğini görmüş olanlar için farklı bir karakter silsilesi ile karşılaşıyoruz. Maalesef bu garip hamamböcekleri (hamamböceklerine saygım sonsuz) ,  aslında bir palyaçodur. Ve kendi içerisinde deniz suyu vurdukça kayıp giden akışkan kum taneleri gibidir. Ne elle tutulur, ne bir yere dikilir, ne bir işe yarayabilir. Bir binaya harç olarak karsanız, binamız jöle kıvamında sallanır durur ilk sarsıntıda. Bir yerine bir şey taksanız, taktığınız şey “lap” diye düşer. Yani demem o ki, ettir. Öyle dümdüz: “ eşşek ölür semeri, bunlar ölür artık bilmem hangi eseri kalır?” diyebiliriz. Peki neydi bana bunları düşündüren? Varlığını bildiğimiz, bizim yüceltip peşi sıra desteklediğimiz (genel kanaatim), makam-mevki sahibi yaparak toplumsal rolleri bir güzel takdim ettiğimiz insanlar. Evet, ne yazık ki, insanlar olarak, diğer canlılara ve yaşama verdiğimiz zarar bir tarafa, kendi kendisini bile kandıran, yok eden, soyan ve bunu göz göre göre yapan kapitalist bir tür. Benim kişisel kanaatim hiç bizlere ağır gelmemeli. Hepimiz, çocuklarımızı yetiştirirken aynı ihtiraslı dünyanın tahtında bir taç takabilmesi için yetiştiririz.  Günlük olarak kullandığımız kelimelerde, boş oturmalarda, hunharca yemek yemelerde, hayatın tadını çıkarmak için türlü şeyleri göze almamızda, hep sunulan ışıltılı dünyanın saf çocuğu rolünü üstleniyoruz. Fakat dramatik bir tiyatronun yaratıcısı olduğumuz gerçeği her geçen zaman kendini aynı soğuklukla hissettiriyor. Peki, şimdi toplumsal sistemin yapıtaşı olacak kişilerin, nasıl olması gerektiği, neyi temsil ettikleri, aslında özünde ne amaçladıkları hususunu daha iyi anlayabildik mi? Ya da biz neyi temsil ediyoruz, ne için savaşıyoruz, ne için zorlanıyoruz, ne için çalışıyoruz?  Kim olduğumuz: aslında insanın yaşamının başında, daha çocukken yerleşen en önemli parçamız. O parçaya döndüğümüzde, o zaman kimdim, şimdi kim oldum diye soruyoruz değil mi? Kesinlikle soruyoruz şüphesiz...  Buraya kadar temel yapı taşlarını oluşturan insanın ne olduğu sorularına yanıt vermek zorundaydık. Çünkü sürekli aynı şeylerin yaşanması, bir döngünün sürdürülmesi ve bizim sorular yöneltip cevaplar almak için çabalamayıp yeni sorular türetmemizden kaynaklanıyor. Eğer bizler bu döngüyü kırmak isteseydik, bunun farkında olsaydık, kitlesel olarak cesaretin kendisi olabilirdik.  İşte yeni bir kapı. Bunca gerçekten uzaklaşmış palyaço ve kukla kılıklı insanın cesaretle (cahil cesaretiyle) bir araya gelip güçlenerek yükselmesi gerçekleşiyorsa, neden uyanan kitleler yükselemesin? Belki de bu, kapıyı araladığımızda karşılaşacağımız ve bilinmez bir okyanusa doğru açılan korkumuzun ilk adımıdır. Ancak dediğim gibi, insanlık şunu hiç unutmamalı, bu her devirde yaşandı. Değişim ve dönüşümü ancak ve ancak kitlelerin istekleri sağlar. Biz buna ne demiştik? Demokrasi. Yani çoğunluğun kararının hukuki yaptırımı. O zaman son bir soru daha: Bu zübükler de nereden çıktı?

 

 

 

 
Etiketler: EFESLİ, HERAKLEİTOS'A, SELAM, OLSUN,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
13 Ekim 2026
BANDIRMA'YA BANDIRMA VAPURU YAKIŞIR!
88 Okunma.
28 Eylül 2026
Türkiye’de Siyasi Yol Ayrımları ve Asıl Meselemiz
63 Okunma.
22 Ağustos 2026
Tarih boyunca aynı gerçekle yüzleşmek...
128 Okunma.
27 Nisan 2026
ÇIKAR MI DÜNYANIN ACISI Bİ’ ZEYTİNDEN?
374 Okunma.
24 Mart 2026
‘Biz Kuva-yı Milliyeciyiz oğlum’
337 Okunma.
31 Temmuz 2025
KUKLACI-SAHNE-OYUN
1068 Okunma.
16 Temmuz 2025
15 Temmuz - Neyi Niye Yazmaktan Korktunuz?
234 Okunma.
13 Temmuz 2025
KEMALİZM’DEN RAHATSIZ OLANLAR…
177 Okunma.
22 Mayıs 2025
ATA'NIN YOLU
222 Okunma.
04 Mart 2025
YOL HARİTASI
238 Okunma.
04 Şubat 2025
GÖKBÖRÜ
229 Okunma.
23 Ocak 2025
KARTALKAYA FACİASI ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
229 Okunma.
19 Ocak 2025
DEPREM GERÇEĞİ VE SOSYOLOJİK DURGUNLUK
209 Okunma.
17 Ocak 2025
YILLAR ÖNCE YAZDIĞIM BİR YAZININ ANIMSATTIKLARI
215 Okunma.
12 Ocak 2025
SURİYE MESELESİNE NASIL BAKMALIYIZ?
217 Okunma.
16 Ekim 2024
BARIŞ- DEMOKRASİ – CUMHURİYET VE NEO-LİBERALİZM?
235 Okunma.
20 Nisan 2024
Türk Rönesansı: KÖY ENSTİTÜLERİ (1940-1954)
282 Okunma.
01 Nisan 2023
Türk Siyasi Zihniyeti Neden Çözüm Üretemiyor?
381 Okunma.
29 Mart 2023
TÜRKİYE'DE DOĞRU SİYASET HANGİ İLKELERE DAYANMALI?
322 Okunma.
25 Mart 2023
HAYAT BİZE NEYİ ÖĞRETEMEDİ?
296 Okunma.
25 Mart 2023
GERÇEĞİN IŞIĞINDAKİ BUKALEMUN
309 Okunma.
04 Şubat 2023
TARTIŞMA VE ELEŞTİRİ KÜLTÜRÜ NİYE ÖNEMLİ?
414 Okunma.
30 Ocak 2023
GERÇEĞİN IŞIĞINDAKİ BUKALEMUN
304 Okunma.
21 Aralık 2022
ŞEREF VE İSTİKLÂL
312 Okunma.
12 Aralık 2022
İktisadi Krizler Tüketim Alışkanlıklarını Nasıl Etkiledi?
322 Okunma.
08 Aralık 2022
Anadolu ve Türkler
303 Okunma.
05 Aralık 2022
SİYASİ DURUŞ VE KİMLİK SORUNU
317 Okunma.
01 Ekim 2022
‘Türkiye, Türkiye’den Büyüktür’
337 Okunma.
01 Ekim 2022
KIVILCIM
307 Okunma.
30 Ağustos 2022
GAFLET-DALALET-HIYANET
351 Okunma.
29 Ağustos 2022
TOPLUMSAL ALZHEİMER
345 Okunma.
19 Temmuz 2022
TÜRKİYE'DE EĞİTİM ÜCRETSİZ Mİ?
356 Okunma.
19 Haziran 2022
ABD'NİN 'CAMBAZA BAK' OYUNU !
345 Okunma.
27 Mayıs 2022
FİYASKO: NEO-LİBERAL EKONOMİK-POLİTİKA
377 Okunma.
09 Mayıs 2022
AŞAĞILIK PSİKOLOJİSİ VE İNSANOĞLUNUN DEHLİZLERİ
365 Okunma.
06 Mayıs 2022
İNTERNETİN NATO'SU NE ANLAMA GELİYOR?
301 Okunma.
06 Mayıs 2022
TARİHTE BİR YOLCULUK.. (1)
321 Okunma.
06 Mayıs 2022
KÜLTÜREL DÖNÜŞÜM VE EĞİTİM
316 Okunma.
25 Mart 2022
BİR PULSUZ DÜŞÜNCE
355 Okunma.
25 Mart 2022
DOSTOYEVSKİ'den TOLSTOY'a...
359 Okunma.
25 Mart 2022
MABED
302 Okunma.
23 Mart 2022
ATATÜRK VE DEVRİM -2-
307 Okunma.
01 Mart 2022
BU GİDİŞLE...
376 Okunma.
01 Mart 2022
ATATÜRK VE DEVRİM -1-
304 Okunma.
15 Şubat 2022
CEPHANE
365 Okunma.
03 Şubat 2022
BELEDİYE, HALKLA İÇSELLEŞME VE HALKÇILIK
346 Okunma.
22 Ocak 2022
13
393 Okunma.
18 Ocak 2022
Endüstriyel Et Yığınları
319 Okunma.
07 Ocak 2022
Batıcılık ve Aşağılık Psikolojisi
363 Okunma.
28 Aralık 2021
Kapitalizm İçerisinde Şans Oyunu ve İnsana Dair..
355 Okunma.
12 Aralık 2021
GÖNLÜ YOL GÖSTERİCİ, ELİ ÖPÜLESİ İNCİLÂ ÖĞRETMEN
428 Okunma.
29 Kasım 2021
Çok Farklı Bir Gelecek..!
473 Okunma.
28 Kasım 2021
Çok Farklı Bir Gelecek..!
314 Okunma.
15 Kasım 2021
TAVUĞUN BACAĞI..!
328 Okunma.
10 Kasım 2021
Deve Kuşu Politikası
325 Okunma.
Haber Yazılımı