Ozan Utku ARICAN Endüstriyel Et Yığınları
Yazı Detayı
18 Ocak 2022 - Salı 16:36 Bu yazı 304 kez okundu
 
Endüstriyel Et Yığınları
Ozan Utku ARICAN
oznn.utkk@gmail.com
 
 

 

   Tarih boyunca toplumların kritik sorunlarından birisi oligarklara karşı tepki vermekte zorlanmasıdır. Gücü elinde bulundurana karşı, güçten bir tutama muhtaç olanın yaşadığı acziyet, insanın en savunmasız ve dipsiz halidir. Koca bir dev gibi karşısında dikilen sarsılmaz bir söz, bir vücut var. Tarihin bir zamanında orangutanlar gibi güçlü olana boyun eğiliyorken, kimi zaman kılıcı iyi sallayandan korkuyor insan. Tahtı eline geçirebilmek, insanlar üzerinde hakimiyet kurabilmek için tanrının oğlu olduğuna inanarak yükselene ilah gözüyle bakıyor. Zaman değişiyor, insan gelişiyor, ancak yine yönetilmek istiyor.

 

 Anlayamadıklarımız mı yoksa bilmediklerimiz mi bizim itaat duygumuzu besliyor?

 

   Örneğin: insanlar başlarda anlayamadığı şeylere değer biçiyordu. Güneşi, Ayı, hatta hayvanları tanrı olarak görüyordu. Elbette insan sadece belli  bir düşünceyle bunları kutsamadı. Hayvanın kendisine saygı duyduğu için veya su, insan yaşamında önemli olduğu için kutsileştirme gereği duydu.  Ancak insanlar bilgi sahibi olmadıkları, tecrübe etmedikleri şeyleri anlamakta zorlandığı için garip bir şekilde boyun eğebiliyor. Oysa ki, hiçbir semavi dinin kutsal kitabı, Kur’an gibi ‘ikra’ (oku!)  ile başlamıyor, okumaya davet etmiyor…

 

    Mesela, yaşadığımız bir bölgeye ufo inerken, güpegündüz çıplak gözlerle şahit olduğumuzu varsaysak, ilk yaptığımız şey ne olurdu? Gerçi Anadolu insanı “ defol tarlamdan” diyerek taş atabilir... (yaşanmış örnekleri de var) Kesinlikle aşağılamak için söylemiyorum, uzaydan gelmesi önemli değil, tarlası onun için hayati olduğundan dünyalar arası meseleler olsa bile bizim insanımız bundan korkmaz, sapanla bile kovalayabilir, emin olun o kadar cesurdur. Ama bizler gücün karşısında ancak eğiliriz. Bu genel olarak böyle olmanın yanında, gelişen beyinlerimiz sadece neler olup bittiğini, bize zarar verip vermeyeceğini düşünebilirdi. Önce güvenlik ön plana çıkacağı için, kalbimiz yerinden çıkacak gibi hızlı hızlı nefes alıp verir, gözlerimiz fal taşı gibi olurdu. Hatta telefonu çıkarıp bir hikaye paylaşırdık. Belki de aklımıza önce ünlü olmak, paraya çevirmek gelirdi. Ya da Bob Marley’i düşünelim. Onlara barış çubuğu uzatıp, “Peace” der miydi?  Bir sürü sebep sıralamak tabii ki mümkün, insan bu, yüzlerce sebep olabilir …

 

Düşünelim, boyun eğmek, kabullenmek, itaat etmek, gerçekten doğamızın ortaya çıkardığı bir şey mi?  

 

Tarihin bütününe bakarsak, aslında cehaletin boynumuzu kallavi bir zincir gibi aşağıya çektiğini görüyoruz. Çünkü günümüz dünyasının oluşmasında zinciri boynundan atmak isteyen insanın çok defa isyan ettiğini ve bir aşamada özgürlükleri genele yayabilmek için zinciri elleriyle sıyırıp atmanın cesaretini apaçık gösterdiğini biliyoruz.

 

Bir şeyleri göze alabilmek... Ne kadar da imkansız gözüküyor. Bu çok sakin, her şeyin insan için aynı olduğu, yeterli görüldüğü bir zamanda göğe uzanan bir dağa tırmanmak kadar iliklerimize işliyor. En çekici olan ise konfor alanı. Yaşamsal beklentilerin geliştiği ve zevkle buluştuğu bir zamanda insanı zorluklara göğüs germeğe davet edebilmek... İşte asıl zor olan şey bu.! O yüzden, krizler olduğunda, beklentiler tükendiğinde, konfor bittiğinde, umut bir ateş gibi insanı katmerlendirir. Bir bakmışsınız dağları yıkmaktan, duvarları un ufak etmekten bahseden yığın yığın insan, hakkı olan neyse onu alabilmek için  ölmeyi göze almış. Hemen Gorki’den Ana aklımıza geldi. Ne hazin ve haklı bir mücadele değil mi?  

 

Peki  nasıl oldu? Ne oldu da bu insanlar bir anda ayağa kalktılar? Çünkü uyandılar. Bir şey yapmalı!.. Mesela, bir yazı yazabilmeli. Ya da insanlara gerçekler anlatılmalı; olması gerekenleri anlayabilecek kapasiteye yükselebilmeli ve bunu gönülden istemeliler. Peki hepsi mi istemeli? Aslında hepsinin istemesi gerekmiyor. Tarihe bakarsanız, çoğunluk istediğini alır. Geriye kalan ona uymak zorunda kalır. Ya bu azınlık çoğunluğa uyar, ya da zamanla bir sonraki nesil çoğunluğa uydurulur. Belki de bunun tam tersi olur, azınlık zamanla çoğunluğun yerini alır. Aslında sosyolojik olarak bu hipotez yeterli sayılmaz. Çünkü gelişen olaylar, toplumsal hareketlenmeyi etkiler. Bundan bir çok etkeni sıralayabiliriz. Bu etkenleri bugünden kuramazsınız, ancak tahmin eder ve bir çok argüman kullanırsınız.

 

İnsanlar, neden bir şeylere tepki veremiyor!?

 

Hiç unutmam. Lise zamanlarımda George Orwell’ın meşhur 1984 kitabını okumuştum. Hatta beni etkileyen kitaplardan biri de Heinrich Böll’ün “9.45’te Bilardo” diye bir kitabıydı. Kitabı okumadan önce, yazarların biyografisini okur, kitabı hangi dürtülerle yazdığını, yolunun nerelere düştüğünü, ailesinin yaşamını falan merak eder, yazdıklarını ona göre değerlendirirdim. Orwell’ın kitabını o zaman okuduğumda, çok şaşırmıştım. Evet, biz bugün bunları yaşıyorduk. Korkuyu perdenin arkasından, kameraların hangi ekrana düştüğünü bilmediğimiz düşüncesinin boşluğuyla hissediyorduk. Yaşar Kemal’in deyimiyle yılan göbeğinin değmediği bir diyarda da olsan, cebinde küçük casus yoldaşınla geziyorsun.

 

Aradan yıllar geçti. George Orwell’ın hakkında bilgi veren bir paylaşıma rastladım. Ve okuduğum şeyler karşısında bir an düşünüp kaldım, parçaları birleştirmek için biraz zaman gerekiyordu. Yıllar önce lise sıralarında okuduğum,  şimdi kimsenin dilinden düşürmediği, kitapların vazgeçilmezi haline gelen, sistemin en güzel eleştirilerinden biri olan bu kitap nasıl olurda oligarkların izniyle dünya listelerine girebilir? Meğer kitabı bastıran CIA imiş J. George Orwell’ın ABD ile direkt bir bağlantısı varmış, zamanında casusluk yapmış ve sonra yazarlığa atılmış. Bu bilgiye ulaşınca tabii, düşündüm düşündüm, kendi kendime güldüm, “vayy arkadaşş...” dedim.  Bunca garip şeyden sonra, aklıma bir başka soru daha geldi: Neden? Neden emperyal bir güç, kendini bu kadar eleştiren bir kitabı, toplumu harekete geçirebilecek bir esere ses çıkarmadı. Hatta daha da yayılması için destek verdi. Cevabı çok basit görünebilir ancak gayet akılcı olduğunu düşünüyorum. Birincisi bu tür kitaplar toplumun gazını alıyor, emperyalizm eliyle yapılınca demokrasi ve özgürlükleri çam ağacına süslü toka yapıyor. İkincisi, eğilimi olan insanları ortaya çıkararak kendisine olağan önderler yaratıyor ya da tehlike arz eden kişileri tespit ediyor, belki de kullanıyor. Aslında bunu şu an farklı argümanlarla da yapıyor. Böylece neye ulaşıyor, daha sert bir tepki verilmesi gerekirken, insanlar durumu uyanamadığı için namluyu istediği yere döndürüyor. Kung fu desek var, karate desek var...

 

Bizim insanlar ise araştırmadığı, okumadığı, stratejik düşünemediği, uyanık olmadığı için oligarkların elinde bir o yana bir bu yana gidip geliyor. Elimizde magicbox, kulağımızda dıptıs, gözümüzde yatlar katlar; ne kötü ki aslında haksızlığa değil de, aynı şekilde ayrıcalıklı olamadığımız için nevrotik travmalar yaşayan endüstriyel et yığınlarına döndük...

 

 
Etiketler: Endüstriyel, Et, Yığınları,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
28 Eylül 2026
Türkiye’de Siyasi Yol Ayrımları ve Asıl Meselemiz
29 Okunma.
22 Ağustos 2026
Tarih boyunca aynı gerçekle yüzleşmek...
115 Okunma.
27 Nisan 2026
ÇIKAR MI DÜNYANIN ACISI Bİ’ ZEYTİNDEN?
358 Okunma.
24 Mart 2026
‘Biz Kuva-yı Milliyeciyiz oğlum’
322 Okunma.
31 Temmuz 2025
KUKLACI-SAHNE-OYUN
1057 Okunma.
16 Temmuz 2025
15 Temmuz - Neyi Niye Yazmaktan Korktunuz?
217 Okunma.
13 Temmuz 2025
KEMALİZM’DEN RAHATSIZ OLANLAR…
160 Okunma.
22 Mayıs 2025
ATA'NIN YOLU
207 Okunma.
04 Mart 2025
YOL HARİTASI
224 Okunma.
04 Şubat 2025
GÖKBÖRÜ
214 Okunma.
23 Ocak 2025
KARTALKAYA FACİASI ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
215 Okunma.
19 Ocak 2025
DEPREM GERÇEĞİ VE SOSYOLOJİK DURGUNLUK
191 Okunma.
17 Ocak 2025
YILLAR ÖNCE YAZDIĞIM BİR YAZININ ANIMSATTIKLARI
197 Okunma.
12 Ocak 2025
SURİYE MESELESİNE NASIL BAKMALIYIZ?
203 Okunma.
16 Ekim 2024
BARIŞ- DEMOKRASİ – CUMHURİYET VE NEO-LİBERALİZM?
222 Okunma.
20 Nisan 2024
Türk Rönesansı: KÖY ENSTİTÜLERİ (1940-1954)
267 Okunma.
01 Nisan 2023
Türk Siyasi Zihniyeti Neden Çözüm Üretemiyor?
363 Okunma.
29 Mart 2023
TÜRKİYE'DE DOĞRU SİYASET HANGİ İLKELERE DAYANMALI?
307 Okunma.
25 Mart 2023
HAYAT BİZE NEYİ ÖĞRETEMEDİ?
281 Okunma.
25 Mart 2023
GERÇEĞİN IŞIĞINDAKİ BUKALEMUN
295 Okunma.
04 Şubat 2023
TARTIŞMA VE ELEŞTİRİ KÜLTÜRÜ NİYE ÖNEMLİ?
394 Okunma.
30 Ocak 2023
GERÇEĞİN IŞIĞINDAKİ BUKALEMUN
287 Okunma.
21 Aralık 2022
ŞEREF VE İSTİKLÂL
297 Okunma.
12 Aralık 2022
İktisadi Krizler Tüketim Alışkanlıklarını Nasıl Etkiledi?
308 Okunma.
08 Aralık 2022
Anadolu ve Türkler
285 Okunma.
05 Aralık 2022
SİYASİ DURUŞ VE KİMLİK SORUNU
300 Okunma.
01 Ekim 2022
‘Türkiye, Türkiye’den Büyüktür’
323 Okunma.
01 Ekim 2022
KIVILCIM
293 Okunma.
30 Ağustos 2022
GAFLET-DALALET-HIYANET
334 Okunma.
29 Ağustos 2022
TOPLUMSAL ALZHEİMER
330 Okunma.
19 Temmuz 2022
TÜRKİYE'DE EĞİTİM ÜCRETSİZ Mİ?
342 Okunma.
19 Haziran 2022
ABD'NİN 'CAMBAZA BAK' OYUNU !
331 Okunma.
27 Mayıs 2022
FİYASKO: NEO-LİBERAL EKONOMİK-POLİTİKA
359 Okunma.
09 Mayıs 2022
AŞAĞILIK PSİKOLOJİSİ VE İNSANOĞLUNUN DEHLİZLERİ
351 Okunma.
06 Mayıs 2022
İNTERNETİN NATO'SU NE ANLAMA GELİYOR?
285 Okunma.
06 Mayıs 2022
TARİHTE BİR YOLCULUK.. (1)
308 Okunma.
06 Mayıs 2022
KÜLTÜREL DÖNÜŞÜM VE EĞİTİM
302 Okunma.
25 Mart 2022
BİR PULSUZ DÜŞÜNCE
337 Okunma.
25 Mart 2022
DOSTOYEVSKİ'den TOLSTOY'a...
345 Okunma.
25 Mart 2022
MABED
289 Okunma.
23 Mart 2022
ATATÜRK VE DEVRİM -2-
293 Okunma.
01 Mart 2022
BU GİDİŞLE...
360 Okunma.
01 Mart 2022
ATATÜRK VE DEVRİM -1-
288 Okunma.
15 Şubat 2022
CEPHANE
347 Okunma.
03 Şubat 2022
BELEDİYE, HALKLA İÇSELLEŞME VE HALKÇILIK
329 Okunma.
22 Ocak 2022
13
377 Okunma.
07 Ocak 2022
Batıcılık ve Aşağılık Psikolojisi
348 Okunma.
28 Aralık 2021
Kapitalizm İçerisinde Şans Oyunu ve İnsana Dair..
341 Okunma.
12 Aralık 2021
GÖNLÜ YOL GÖSTERİCİ, ELİ ÖPÜLESİ İNCİLÂ ÖĞRETMEN
414 Okunma.
29 Kasım 2021
Çok Farklı Bir Gelecek..!
455 Okunma.
28 Kasım 2021
Çok Farklı Bir Gelecek..!
299 Okunma.
23 Kasım 2021
EFESLİ HERAKLEİTOS'A SELAM OLSUN
309 Okunma.
15 Kasım 2021
TAVUĞUN BACAĞI..!
315 Okunma.
10 Kasım 2021
Deve Kuşu Politikası
311 Okunma.
Haber Yazılımı